Geleneksel Türk Tiyatrosu Notları

KARAGÖZ

  • Deriden kesilen ve tasvir adı verilen birtakım şekillerin, arkadan ışık yardımıyla beyaz bir perde üzerine yansıtılmasına dayanan bir gölge oyunudur.
  • Birçok milletin kendine özgü gölge oyunları vardır.
  • Türk milletinin gölge oyunu olan Karagöz, aslında birçok yeteneğe sahip bir sanatçının çoğunlukla tek başına gerçekleştirdiği sanatsal bir gösterimdir.
  • Karagöz oyununun doğuşu hakkında oldukça farklı rivayetler mevcuttur.
  • En yaygın görüş şudur: Sultan Orhan devrinde Bursa’da bir cami inşaatı esnasında, biri duvarcı diğeri demirci olan Hacivat ile Karagöz, gevezelikleri ve maskaralıkları ile öteki işçileri çalışmaktan alıkoydukları için padişah tarafından öldürtülür. Bu yaptığından pişmanlık duyan padişahı teselli etmek için Şeyh Küşteri, Hacivat ile Karagöz’ün suretlerini yapıp konuşmalarını ve hareketlerini perde önünde canlandırmaya çalışır.
  • Karagöz ile Hacivat, gölge oyununun en önemli tipleridir.

Karagöz Oyununun Genel Özellikleri

  • Hareket taklitlerine ve konuşmaya dayalı seyirlik oyundur.
  • Gösterimi yapan kişiye hayalî ya da hayalbâz denir.
  • Anlatma, söyleme, kuklaların gölgelerini perdeye düşürme gibi işlemler bir kişi tarafından gerçekleştirilir.
  • Hayâlbazın en önemli yardımcısı perde gazeli, şarkı, türkü okuyan, tef çalan “yardak”tır.
  • Karagöz, halkın ortak ürünüdür.
  • Karagöz oyunu doğaçlamaya dayanır. Yazılı bir metni yoktur.
  • Ancak bazı konular sıklıkla ele alınır. (Karagöz’ün Aşçılığı, Karagöz’ün Şairliği, Eskici, Telgrafçı, Çivi Baskını, Kanlı Kavak, Yalova Sefası, Sahte Gelin, Hançerli Hanım…)
  • Güldürme esasına dayanan Karagöz, ağırlıklı olarak yanlış anlamalarla doğan bir kargaşayı yansıtır.
  • Karagözde; tef, zil ve basit bir düdük yardımıyla oyuna müzik de eşlik eder.
  • Kendine özgü müziği vardır.
  • Karagöz oyununun piri Şeyh Muhammed Küşteri olarak kabul edildiğinden Karagöz oyununa “Küşteri Meydanı” da denir.
  • Karagöz, Osmanlı’nın sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel yapısını tanımamız için önemli ipuçları içerir.
  • İmparatorluğun dil, din ve ırk zenginliğini farklı kesimlerden kahramanlar aracılığıyla yansıtır.
  • Tipler, İmparatorlukta yer alan farklı toplulukları temsil etmektedir. Kendi şivesi ile konuşturulurlar.
  • Figürleri değişmez.
  • Usta çırak geleneği içinde sürdürülmektedir.
  • Dekor ve kişileri yüzyıllar boyu değişmemiştir.

Karagöz Oyununda Tipler

Karagöz:

  • Okumamış halk adamı tipidir.
  • Hacivat’ın kullandığı yabancı kelimeleri ya hiç anlamaz ya da yanlış anlar.
  • Bu yanlış anlamalar, oyunda gülünç durumların oluşmasını sağlar.
  • Karagöz, dobra, zaman zaman da patavatsız olmasından ötürü sürekli zor durumlarla karşılaşır. Buna rağmen bir yolunu bulup işin içinden sıyrılır.
  • Çoğu zaman işsizdir, Hacivat’ın bulduğu işlere girip çalışır.

Hacivat:

  • Hacivat biraz öğrenim görmüş, gösteriş meraklısı, kendini beğenmiş yarı aydın tipidir.
  • Arapça ve Farsça kelimeleri sıkça kullanır.
  • Perdeye gelen hemen herkesi tanır, onların işlerine aracılık eder.
  • Alın teriyle çalışıp kazanmaktan çok Karagöz’ü çalıştırarak onun sırtından geçinmeye bakar.

Çelebi:

  • Türkçeyi İstanbul ağzıyla kusursuz bir şekilde konuşur.
  • Bazı oyunlarda zengin bir bey, bazı oyunlarda bir mirasyedi, bazı oyunlarda ise zevk düşkünü bir çapkındır.

Zenne:

  • Karagöz oyunundaki bütün kadınlara genel olarak zenne denmiştir.

Beberuhi:

  • “Yaşı büyük aklı küçük” deyimiyle nitelendirilebilecek bir cücedir.

Tuzsuz Deli Bekir:

  • Bir elinde içki şişesi, bir elinde tabanca ya da kama vardır.
  • Olayların karmaşıklaştığı anda gelip kaba kuvvetle olayı çözer.

Himmet:

  • Sırtında baltası olan kaba saba bir tiptir.

NOT: Oyunda ayrıca, Tiryaki (Laf ebesi), Laz (kayıkçı, kalaycı), Efe (zorba), Kayserili (pastırmacı), Acem (zengin tüccar), Kastamonulu (oduncu), Arnavut (bahçıvan), Matiz (sarhoş), Arap (köle), Yahudi (bezirgan) gibi kişiler de vardır.

 

Karagöz Oyununda Bölümler

Karagöz oyunu mukaddime (giriş), muhavere (söyleşme), fasıl (oyun) ve bitiş olmak üzere dört bölümden meydana gelir:

Mukaddime (giriş):

  • Metinde, Hacivat’la Karagöz’ün çatışmasına kadar olan kısım giriş bölümüdür.
  • Perde aydınlatıldıktan sonra Hacivat müzik eşliğinde bir semai okur.
  • Semai bitince “Of, hay Hak!” diyerek, “perde gazeli” denen bir şiir okur.
  • Sonra Karagöz’ü perdeye davet eden sözler söyler.
  • Karagöz, Hacivat’ın çıkardığı gürültüye kızar, perdeye gelir, kavga ederler.

Muhavere (söyleşme) (karşılıklı konuşma):

  • Metinde, Hacivat’ın “Vay Karagöz’üm, benim iki gözüm merhaba.” sözü ile başlayıp parçanın sonuna kadar devam eden kısımdır.

Fasıl (oyun):

  • Oyunun perdeye aksettirilen asıl bölümüdür.
  • Bu bölümde çeşitli tipler oyuna katılır.
  • Bunlar genellikle kendi ağız (şive) özellikleriyle Karagöz’le konuşturulur.
  • Konuşmalara bazen Hacivat da karışır.
  • Konuşmalarda komiklik ağır basar.
  • Olaylar bir yerde düğümlenir.
  • Sonunda başka bir tipin (efe, külhanbeyi, sarhoş vb.) perdeye gelmesiyle düğüm çözülür.

Bitiş:

  • Bu bölümde tekrar Hacivat’la Karagöz’ün konuşmaları olur.
  • Konuşma kavgaya dönüşür.
  • Hacivat: “Yıktın perdeyi eyledin virân. Varayım sahibine haber vereyim hemân” diyerek perdeyi terk eder.
  • Karagöz de: “Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola.” diyerek oyunu bitirir.

 

ORTA OYUNU

  • Geleneksel Türk tiyatrosunun birçok bakımdan karagöze benzeyen ama canlı oyuncularla oynanan bir türü de orta oyunudur.
  • Çevresi izleyicilerle çevrili bir alan içinde oynanan, yazılı metne dayanmayan, içinde müzik, raks ve şarkı da bulunan doğaçlama bir oyundur.
  • Halkın ortak malıdır.
  • Orta oyunu kesin biçimini ve orta oyunu adını 19. yüzyılda almıştır.
  • Orta oyunu adının geçtiği ilk belge 1834 tarihlidir.
  • Daha eski kaynaklarda bu oyun; kol oyunu, meydan oyunu, taklit oyunu, zuhurî gibi adlarla anılmıştır.
  • Orta oyunu, han ya da kahvehane gibi kapalı yerlerde de oynanmakla birlikte, genel olarak açık yerlerde ortada oynanan bir oyundur.
  • Seyircilerin çevrelediği boş, meydanlık bir alanda oynandığı için bu ismi almıştır.
  • Oyunun oynandığı yuvarlak ya da oval alana palanga denir.
  • Oyunun dekoru; yenidünya denilen bezsiz paravandan ve dükkân denilen iki katlı kafesten oluşur.
  • Yenidünya ev olarak, dükkân da iş yeri olarak kullanılır.
  • Dükkânda bir tezgâh, birkaç hasır iskemle bulunur.
  • Orta oyununun da yazılı bir metni yoktur.
  • Nükte ve cinasa önem verilir.
  • Ana çizgileri bilinen bir konu ele alınarak oyuncuların doğaçlama, yani tuluat yoluyla geliştirdikleri olaylar dizisi, oyun kişileriyle sahneye getirilir.
  • Şive taklitleri yapılır.
  • Orta oyununun kişileri ve fasılları Karagöz oyunuyla büyük oranda benzerlik gösterir.
  • Oyunun en önemli iki kişisi Kavuklu ile Pişekâr’dır.
  • Kavuklu, Karagöz oyunundaki Karagöz’ün karşılığı, Pişekâr da Hacivat’ın karşılığıdır.
  • Orta oyununda da gülmece ögesi, Karagöz oyunundaki gibi, yanlış anlamalara, nüktelere ve gülünç hareketlere dayanır.
  • Kavuklu, bilimsel anlayıştan uzak, fakat arif, halk adamını temsil etmektedir.
  • Pişekâr ise, Osmanlıca kelimeler kullanmakta yetenekli, okumuş insanı temsil etmektedir. *Bunlar, orta oyunlarında mizahî unsurlarla topluma mesajlar verir ve insanları bilgilendirirler.
  • Diğer oyun kişileri, gölge oyunundaki kişilerle büyük benzerlik gösteren kalıplaşmış tiplerdir.
  • Oyunda çeşitli mesleklerden, yörelerden, uluslardan insanların meslekî ve yöresel özellikleri, ağızları taklit edilir.
  • Bunlar arasında Arap, Acem, Kastamonulu, Kayserili, Kürt, Frenk, Laz, Yahudi, Ermeni vb. sayılabilir.
  • Orta oyununda kadın rolünü oynayan kadın kılığına girmiş erkeğe Zenne denir.
  • Kavuklu Hamdi ile Pişekâr Küçük İsmail Efendi, orta oyununun önemli ustaları sayılır.
  • Usta-çırak geleneği içinde yüz yıllar boyu sürmüştür.

ORTA OYUNUNDA BÖLÜMLER

Mukaddime (Giriş)

  • Zurnacı, Pişekâr havası çalar.
  • Pişekâr çıkar ve izleyiciyi selâmladıktan sonra zurnacıyla konuşur.
  • Bu konuşmada, oynanacak oyunun adı bildirilir.
  • Daha sonra zurnacı Kavuklu havasını çalar.
  • Kavuklu ile Kavuklu arkası oyun alanına girer.
  • Kavuklu ile Kavuklu arkası arasında kısa bir konuşma geçer.
  • Sonra bu kişiler birden Pişekâr’ı görüp korkarlar ve korkudan birbirlerinin üstüne düşerler.
  • Bazı oyunlarda zenne takımı ve Çelebi’nin daha önce çıkıp Pişekâr’la konuştukları bir sahne de vardır.

Muhavere (Söyleşme):

  • Bu bölüm Kavuklu ile Pişekâr’ın birbirleriyle tanıdık çıktıkları tanışma konuşmasıyla başlar.
  • Kavuklu ile Pişekâr’ın birbirinin sözlerini ters anlamaları bir gülmece oluşturur ki buna arzbâr denir.
  • Arzbârdan sonra tekerleme başlar.
  • Tekerlemede Kavuklu, başından geçen olağan dışı bir olayı Pişekâr’a anlatır.
  • Pişekâr da bunu gerçekmiş gibi dinler, sonunda bunun düş olduğu anlaşılır.

Fasıl (Oyun):

  • Oyunun asıl bölümü, belli bir olayın canlandırıldığı fasıl bölümüdür.
  • Orta oyunu fasılları genellikle iki paralel olay dizisinde gelişir.
  • Dükkân dekorunda gelişen olaylarda genellikle Kavuklu bir iş arar.
  • Pişekâr’ın ona iş bulmasıyla olaylar gelişir.
  • Dükkâna gelip giden çeşitli müşterilerle ilgili oyunlar da vardır.
  • İkinci olaylar dizisi yenidünya denilen ev dekorunda geçer.
  • Zenne takımının, Pişekâr aracılığıyla ev araması ve bir eve yerleşmesi biçiminde olaylar gelişir.

Bitiş:

  • Oyunun son bölümüdür.
  • Pişekâr, izleyicilerden özür dileyerek gelecek oyunun adını ve yerini bildirir.
  • Oyunu kapatır.

ORTA OYUNUNUN BAŞLICALARI ŞUNLARDIR:

Mahalle Baskını, Terzi Oyunu, Yazıcı Oyunu, Büyücü Hoca, Fotoğrafçı, Hamam, Tahir ile Zühre, Kale Oyunu, Pazarcılar, Çeşme, Gözlemeci, Çifte Hamamlar, Kunduracı, Eskici Abdi…

 

ORTA OYUNUNDA DÜZEN:

  • Orta oyununda meydan veya oyun yerine palanga denir.
  • Oyuncuların giyim kuşamlarını koydukları sandığa pusat denir.
  • Oyun yerinde başlıca iki parça dekor bulunur.
  • Bunlardan biri “yenidünya”, diğeri “dükkân”dır.
  • Yenidünya ve dükkân, birbirine benzeyen 2-3-4 katlı kafes, paravandır.
  • Orta oyununun en önemli araçlarından biri Pişekâr’ın elinde tuttuğu iki dilimli şakşaktır.
  • Orta oyunu söze dayanmakla beraber, söz yanında tavır hareketlere de büyük ölçüde yer verilir.
  • Seyirci oyun alanını çepeçevre kuşatmıştır.

ORTA OYUNUNDA KİŞİLER:

Pişekâr:

  • Karagöz oyunundaki Hacivat’ın karşılığıdır.
  • Bilgiç, akıl hocası bir tiptir.
  • Oyun başıdır. Oyunu başlatır, gelişmesini sağlar ve bitirir.
  • Orta oyununun yönlendiricisidir.
  • Elindeki şakşakla hem oyuncu hem yönetmen hem de yazar gibi davranır.

Kavuklu:

  • Nekre (güldürücü) ve İbiş adlarıyla da anılan Kavuklu, Karagöz’e benzer.
  • Orta oyununda baş güldürücüdür.
  • Kaba ama içtendir ve doğaldır.
  • Pişekâr’la birlikte oyunu yürüten ikinci oyuncudur.
  • Bütün oyuncular oyun alanına girip çıksalar da Kavuklu hep sahnededir.
  • Kavuklu her karmaşık olayın içinde vardır.
  • Bildiğini bilmemeyi, gördüğünü görmemeyi oynar.
  • Herkesi uğraştırıp ilgilerini çekip oyunun gelişmesini sağlar.

Çelebi:

  • İstanbul Türkçesiyle konuşan bir tiptir.
  • Mal mülk sahibi, mirasyedi, züppe bir kişiyi temsil eder.

Zenne:

  • Sevgili, eş gibi kadın rolleri oynayan erkek oyunculardır.
  • Kavuklu’nun veya Pişekâr’ın karısı, kızı, tanıdığı rollerinde oynadıkları gibi oyunun diğer kişileriyle de ya sevda ya da alacak verecek ilişkileri vardır.

Cüce veya Kambur:

  • Oyunun başında Kavuklu ile birlikte meydana çıkar.
  • Kavuklu’nun ardından yürüyen, “Kavuklu arkası” diye de adlandırılan, bedensel ve zihinsel olarak garip bir kişidir.
  • Giyimi gülünçtür.

Arnavut:

  • Cahil; fakat dürüst bir tip olan Arnavut, siniriyle ünlüdür.
  • Öfkelendiği an hemen silahına sarılır.

Rumelili:

  • Bir Rumeli türküsüyle ortaya çıkar, pehlivanlığı ile övünür; ama ne zaman güreşecek olsa yenilir.

Yahudi:

  • Eskici, kuyumcu veya sarraf olan Yahudi, elinde Tevrat’la meydana gelir ve Kavuklu’yu küçümseyerek onunla alay eder.

Kayserili:

  • Her zaman bir tüccardır.
  • Çevresine son derece kaba davranır, ağzına geleni söyler.

Anadolulu:

  • Saf bir Orta Anadolu köylüsünün temsilcisidir.

Acem:

  • Daima tüccardır, Farsça şiir okuyarak sahneye gelir

Matiz:

  • Orta oyunundaki sarhoş tipidir.

Rum (balama):

  • Karagöz ve Orta oyununda Rum-Frenk taklidine “balama” denir.
  • Polka oynayarak oyuna giren Balama, dans eder ve Kavuklu ile oynar.

Arap:

  • Hacı Baba, Hacı Fışfış gibi hitapları olan tiplemedir.

Ermeni:

  • Etrafına tepeden bakan, kendini beğenmiş bir tiplemedir.

Külhanbeyi:

  • Kabadayılığa özenen tulumbacı tipinin taklididir.
  • Mani okuyarak gelir ve oyun içinde Kavuklu tarafından sık sık azarlanır.

MEDDAH

  • Methedici (övücü) taklitler yapıp hoş öyküler anlatarak, canlandırarak halkı eğlendiren sanatçıya “meddah” denir.
  • Meddah hikâye anlatırken konu ve kişilerle ilgili taklitlere başvurur.
  • Meddahta asıl olan anlatmadır.
  • Olay ve kişilerin taklidi ile anlatım zenginleştirilmektedir.
  • Türk halk zekâsının ve halkın, olayları karikatürize etme gücünün büyük sanatlarından biri olan meddahlık, yüzyıllar boyu yaşamış, Türk halkı arasında çok ilgi görmüştür.
  • Meddahlık için tek adamlı tiyatro diyebiliriz.
  • Meddah, tiyatronun bütün kişilerini varlığında birleştiren bir aktördür.
  • Ele aldığı öyküyü, yüksekçe bir yerde oturarak; canlandırdığı kişileri ağız özelliklerine göre konuşturarak anlatır.
  • Konuşmalar genelde doğaçlama şeklindedir.
  • Perdesi, sahnesi, elbiseleri, dekoru, kişileri bulunmayan bu tiyatronun her şeyi, meddah denilen tek adamın zekâsına, bilgisine, söz söylemedeki başarısına bağlıdır.
  • Meddahların çoğu, klasikleşmiş beyitlerle öykülerine başlarlar.
  • Meddah anlatacağı öyküye geçmeden önce “Haak dostum Haak!” diyerek çoğunlukla şu beyitle öyküye girer:

“Söyledikçe sergüzeşti verir bezme letafet,

Dinle imdi bende-i âcizden hoş bir hikâyet.”

(Yaşadıklarını anlattıkça meclise neşe verir.

Şimdi âciz kulundan bir hikâye dinle.)

  • Meddah kişilerin ağız özelliklerini taklit ettiği gibi hayvanların, doğanın ve cansız nesnelerin seslerini de taklit eder.
  • Meddahın iki aracı vardır; biri boynuna doladığı mendili (makrame), öteki de elinde uttuğu sopası (değnek/baston)dır.
  • Mendille çeşitli başlıklar yapar, terini siler.
  • Sopayı da oyunu başlatmak; seyirciyi suskunluğa çağırmak; kapıyı vurmak için kullanır ya da saz, süpürge, tüfek, at olarak kullanır.
  • Bitişte özür diler, oyundan çıkan sonucu (kıssa) bildirir.
  • Daha sonra anlatacağı öykünün adını ve öyküyü nerede anlatacağını söyler.
  • Meddahlar, hikâyelerini bilmecelerle süslerdi.
  • Meddahın anlattığı hikâyeler kent çevresinin malıdır, saraylarda, konaklarda, 16. yüzyıl sonlarından başlayarak da kahvehanelerde anlatılmışlardır.
  • Usta-çırak geleneği içinde sürdürülmüştür.
  • Günümüzde meddahlıkla ilgili birkaç yazma ve taş baskısı kitap dışında fazla bir kaynak yoktur.
  • İstanbul Üniversitesi Kitaplığında bulunan “Mecmûa-ı Fevâid”, meddahlar üzerine yazılmış önemli bir kaynaktır.
  • Evliya Çelebi, İstanbul ve Anadolu’daki meddahları anlatmakta; İstanbul’da bunların sayısının 80, Bursa’da 75 olduğunu, Malatya’da gezinti yerlerinde de gösteri yaptıklarını yazmaktadır.
  • Çok eski meddah hikâyeleri günümüze kadar ulaşmamıştır.
  • yüzyılda Varka ve Gülşah mesnevisini yazan Yusuf-i Meddah’ın bu hikâyesini seyirciler karşısında okuyan bir meddah olduğu belirtilmektedir.
  • yüzyılda çoğalan meddah kahveleriyle birlikte İstanbul, Bursa, Erzurum, Maraş gibi kentlerde bu tür hikâyeler anlatan sanatçılar çoğalmıştır.
  • İstanbul’da özellikle Ramazan aylarında çok rağbet gören meddah kahveleri vardı.
  • yüzyılın ikinci yarısı ve 20 yüzyılın başlarında meddah kahvelerinin birkaçı şunlardır: Aksaray’da Dilkûşa kıraathanesi, Merkez kıraathanesi, Beyazıt’ta Afitab kıraathanesi, Mısır lokantası bahçesi, Dolmabahçe’de Yüksek Kahve, Fatih’te Reşadiye kıraathanesi, Kadıköy Söğütlüçeşme’de Kurbağalıdere kıraathanesi, Samatya’da Coli Efendi Tiyatrosu, Sultanahmet’te Köşebaşı kıraathanesi, Şehremini’de Hacı Selim Ağa Kahvesi, Üsküdar’da İsmail Efendi kıraathanesi.
  • Meddah Aşki’nin anlattığı “Portakalcı Yahudi, Surpik Dudu ile Belalı Bıçkın, Sulukule Kavgaları” plağa; “Hayali Küçük Ali’nin Sandıklı Ebe, Dünya Güzeli ve İstanbul’un Taşı Toprağı Altın” adlı meddah hikâyeleri ses bandına alınmıştır.

KÖY SEYİRLİK OYUNU

  • Düğünlerde, bayramlarda ya da yılın belirli günlerinde köylülerimizin, (genellikle “oyun yapma” , “oyun çıkarma” adı altında) bereket bolluk, sağlık ve yeni yılı karşılamak amacıyla oynadığı törensel içerikli oyunlardır.
  • Köy tiyatrosu, karagöz ve orta oyunundan daha eskiye dayanır.
  • Köy Seyirlik Oyunlarının kaynakları, tarih öncesi devirlere ait ritüellere ve yaşama süreci içindeki günlük hayat sahnelerine dayanır.
  • Çeşitli inanış ve mitlerin kaynaklık ettiği bu oyunlar, eski Anadolu uygarlıklarının, Anadolu toprakları üzerinde yaşayan halkımızın Orta Asya’dan getirdiği kültürel ögeler ve İslâmiyet’i kabulünden sonraki İslâmî ögelerle birleşen bir kültürel sentezin izlerini taşır.
  • Köy tiyatrosu özel bir sahneye ve kostümlere sahip değildir.
  • Sahne, kostümler, makyaj malzemeleri, dekorlar, kırsal kesimin tabiî yaşama imkânları çerçevesi içinde sağlanmaktadır.
  • Oyuncular amatördür, oyunculardan kabiliyetli olan rejisörlük görevini de üstlenmektedir.
  • Bu oyunlar meydanlarda oynandığı gibi kışın oda içerisinde de oynanmaktadır.
  • Seyirlik oyunlar ilkel bir tiyatro örneğidir.
  • Sanat kaygısından çok toplumsal ve dinsel açıdan işlevseldir.
  • Seyirlik oyunları;

Günlük yaşamı taklit eden (kalaycı, berber, çift sürme),

Hayvanları taklit eden (deve, ayı, tilki, kartal),

Mevsim değişiklikleri, yıl değişimleri için oynanan (köse gelin),

Bolluk ve berekete dönük oynanan (saya gezme, koç katımı törenleri, cemal oyunu),

Yağmur yağdırmak için oynanan (çömçe gelin) şeklindedir.

  • Bu oyunlar zaman boyutunda beslenerek bugünkü şeklini almıştır.
  • Oynandığı toplumun kültür düzeyine göre, zaman ve geleneğe bağlı olarak şekillenir.
  • Cemal Oyunu: Tohumun toprağa atıldığı ilk gün veya hasat sonunda oynanır.
  • Koç Katımı: Hayvan yavrularının, kışın soğuğa ve açlığa dayanıksız oluşlarından dolayı yavrulama zamanlarının kontrol altına alınmasıdır. Bir tür mevsimlik bayram niteliğindedir.
  • Deve yüzü, Koyun yüzü: Hayvanın anne karnında tüylenmeye başladığı gün oynanır.

Seyirlik oyunları iki ana gruba ayrılır:

  1. Ritüel nitelikli oyunlar:
  • Belirli bir takvimi olan işlevsel oyunlar.
  • Ritüel kökenli oyunlarda şenlik, büyü, bolluk ve bereket motifleri iç içedir.
  • Taklit, eylem ve toplu katılma doğaya karşı korunmadır.
  • Bu tür oyunlar eski-yeni, iyi-kötü, bolluk-kıtlık, yaz-kış, ak-kara, güçlü-zayıf gibi çatışmalar üzerine kurulur.
  1. Eğlence amaçlı oyunlar:
  • Evlenme törenlerinde ve çeşitli toplantılarda eğlence amacıyla oynanan oyunlardır.
  • Eğlence amaçlı oyunlarda topluluğu eğlendirmek amacı güdülür.
  • Oyunlarda toplumun eksik yönleri ele alınır, bozuk kişilikler alaya alınır.
  • Kelime oyunlarından yola çıkılarak espriler oluşturulur.
  • Ahlaki bir sonuca varma aranır.